Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

Bir Hüzünlü dedenin Dışa yansımayan gözyaşları

10 Nisan 2017 - 04:43

Bir dostum, yarım aşırı çoktan geçmiş ömründe çok şeyler yaşamış, Dünyayı tanımış Hayat üniversitesi dediğimiz gerçekleri yaşayarak düşe kalka öğrenmiş bir kardeşimiz.

Evladının ve Torunlarının halinden bizar olmuş, bitkin düşmüş, elinden bir şey gelmemesinden hasta olmuş.

66 yıllık hayatımın en acı günü dediği bir Pazar sohbetine şöyle başladı.



30 km. uzağımda yaşayan oğlum ve torunlarımla sık görüşmem mümkün olmuyor, Malum trafik, toplu ulaşım araçlarındaki izdiham ve 2 saati geçen bir zaman.

Evlat neyse, Rabbim muhtaç etmedi Rabbime şükürler olsun,  altında özel arabası olmasına rağmen evimi ziyareti son 17 yılda sanırım 3-5 defayı geçmez.

Torunlarım büyüdü elimden geldiğince sık gidip onları mutlu etmek beni de mutlu ediyor elbette.

Lise üçüncü sınıfa giden torunum bir telefon mesajı gönderdi,

--Dede ben torunun Ahmet, Yarın sana gelmek istiyorum, Müsait misin? (Tanıtım başlık, Telefon numarası bende olmadığı için)

Tamam dedim ve nerede buluşacağımızı tarif ettim.

Günlerden Pazar, Yenikapı’da önemli bir MHP mitingi var, İzleyip haber yapmam gerekiyor.

Mitingden vaz geçtim, İlk defa torunum ziyaretime geliyor, Feda olsun dedim.

Öğle vaktinde kendisini Ayvansaray metrobüs durağında karşıladım, Yürüyerek Balata doğru gidiyoruz.

--Emre Akbilin varmı?

--Yok dede, Annem çıkarmadı, lazım olmuyor diye, Babamın engelli kartını kullanıyorum.

--Oğlum yakalanırsan 300TL cezası var ve karta el koyuyorlar.

Elbette Emre ciddiye almıyor, --Yok dede dikkat ediyorum..

Bir lise öğrencisinin aile destekli sahtecilik alıştırması.

 

Otobüsle Fatihi kendisine gezdirmeyi, Güzel bir yerde yemek yemeği düşünüyordum, Ama engelli kartını kullanmasına göz yumamazdım, Bir Akbil gişesi aramaya başladım.

Ayvansaray girişinde Heykeltraş bir arakadaşıma işyeri önünde karşılaştık, Selaşmadan sonra torunumla tanıştırdım, Emreye ilgi gösterdi ve beni utandıracak şekilde (-- Bak evlat çok değerli, mücadeleci, mazlumun yanında ve yardımında olan bir deden var, seni tebrik ederim, Deden kendisine yapılan hiçbir yasadışı teklifi kabul etmez, sadece doğruları yaşar. Dedenin kıymetini bil)



Böyle mihvalde bir muhabbetten sonra arkadaşımdan ayrılarak yola koyulduk.

Lonca Roman mahallesinden geçerek Balata gidiyoruz.

Torunumun ilk tepkisi; Adamı madara edecektim ama yapmadım.

--Nasıl yani neden ve nasıl ne diyecektin.

--Ben dedemi tanırım, Hep yalan haber yapar diyecektim.

Beynimden vurulmuşa döndüm, Ya sabır çekerek –Ne yalanımı gördün dediğimde, Sen Hayırcı değilmisin, Ak parti hakkında hep yalan atıyorsun..

--Oğlum ben bir tane yalan haber yapsam mahkemelerde süründürür bu iktidar, Bu sözler babanın ithamları herhalde, Körü körüne takım tutar gibi parti tutulmazki..

Bak sana dünkü Akp Yenikapı mitingini göstereyim, diyerek telefonumdaki bir videoyu açtım, alanın ne kadar boş olduğunu gösteriyorum.

--Dede televizyonda gördüm miting alanı doluydu.

--Oğlum bak Erdoğan konuşuyor, Bu görüntüler erken saatlerdeki boş alanlar değil ki.

--Sen montaj yapmışsındır, Ben bilgisayar okuyorum bende yaparım.

--Cep telefonundan canlı yayından nasıl montaj yapılıyor söylesene.

--Yapılıyor dede ben biliyorum (Ama nasıl olduğuna cevap yok, zaten böyle bir şeyde yok)

İlk defa torunuyla buluşan bir dedenin, Bir yıl sonra oy kullanıp milletvekili olabilecek torunu ile bu tartışmasını hayal edebiliyor musunuz?

Batı ölçeğinde, Ülkemizin gidişi hep kötüydü ama bu kadarını beklemiyordum.

Nasihatlere devam ediyorum, Torunum okul arkadaşı üslubuyla benimle tartışmaya devam ediyor.

--Bak Emre öncelikle bu laubali konuşmalardan vaz geç

--O ne demek?

--Laubali ne demek bilmiyorsun, Senin dilinde söyleyeyim, Bitirim, kenar mahalle dili yani.

--Dede geldiğime pişman ediyorsun (Gene alttan alıp belki nasihatler fayda eder diyorum)

--Dede daha çok yürüyecek miyiz, Yoruldum.. (500mt. Yürümüştük.)

--Oğlum otobüse binemiyoruz Sendeki kartla ben otobüse binmem.

-- "saat 12:00", dede saat 2’de işim var benim Beylikdüzüne dönmem lazım.

--2 Saat için mi geldin bunca yolu, Bak babanında yaşadığı benim çocukluk mahallem buralar, Birde özel bir kebapçıya götüreceğim seni.

--Yok dede ben aç değilim yedim, Benim dönmem lazım (Ya sabır diyerek yola devam ediyoruz.

Balatta dernek lokalinde oturup çay içiyoruz, Çıkıp Balatta antika mezatlarını geziyoruz, henüz satışlar başlamamış.

--Gel partikhane kilisesini sana göstereceğim.

--Ben kiliseleri biliyorum, Beyoğlunda arkadaşlarla girmiştim.

Misyonerlik faaliyetleri olduğunu bildiğim Beyoğlu kiliseleri konusunda endişelendim..

--Kiliseye girip ne yaptınız.

--içerisi sinema gibi Dua ediyorlar, Ben seyredip çıktım. (Bazı misyonerler bu gençleri kiliselere böyle alıştırdığını biliyorum) Daha da endişeleniyorum, Durumu anlatmak istediğimde maşallah her şeyi biliyor, dinlemeye tahammülü yok.





Fener’e geldiğimizde kalabalık ve ayin olmasına rağmen Patrikhaneye giriyoruz, --Dede burası çok korkunç, karanlık ve garip.

Burası Ortoksların merkezi, Şu karşıda elinde küçük bitki dalları dağıtan papaz Patrik Bartholomeos, Bu cemaatin lideri.

Bunların İstanbul üzerinde “Şimdilik” özerklik talepleri var, biz İstanbula sahip çıkamaz isek burada devlet bile kurabilirler (Hiç Tepki yok)

-- Dede burası çok korkunç çıkalım.

Birkaç foto çektikten sonra patrikhanenin Ayayorgi kilisesinden çıkıyoruz. Yolda eski antik binaların önlerinde foto çekiyoruz.

Ayakapıda Arkadaşımın kafesine gelip otantik mekanında foto çekip, Akbil dolduracağımız bayi arıyoruz. Niyetim Topkapı sarayını Sultanahmet gibi yerleri gezdirmek.

Nafile Randevum var, Arkadaşlarımı bekletmemem lazım.

Unkapanına doğru yürüyoruz.

--Dede çok canım sıkılıyor, Dün annemin verdiği paramı kaybettim.

Nekadar dı?

--Elli lira.

--Annen sana bir defada elli lira vermez.

--Haftalığımdı dede

Mümkün olmayan bu durumdan mesajı aldık, tartışmayı bıraktım.

--Dede çok yoruldum, Ayaklarım şişti, Biryerde oturalım çay içelim.

--Tamam şuralar benim çocukluğumun semti Küçükpazar Süleymaniye, yaşadığım yerleri göstereyim sana çayda içeriz.

--Çok yorumdum dede

--Küçükpazarda Yahya abinin kahversine geliyoruz, Duvarlarda efsane kabayı fotoğrafları var.

-- Biz askerlik yapmadan bu kahveye giremezdik, Bu kahvede önemli insanlar buluşurlardı, Polis müdürleri, Zengin iş idamları, Kabadayılar.

--Dede acıktım, Hani yemek yiyecektik, Bir döner sandviç var mı buralarda.

--Buradaki yerlerden bir şey yenmez. Şu karşı tepedeki binaların oraya gideceğiz, Özel kebap ısmarlayacağım sana.

--Orası çok uzak dede.. (Halbuki 300Mt.)

--Dede bizim akrabalarımız çok zengin, Biz neden fakiriz?

--Bir zamanlar sizde zengindiniz, Eviniz, Volkswagen Caddy arabanız vardı, Her istediğinizi Baban alırdı. Bu bir kader, Birazda aklımızı kullanmamız gerekiyor. Allah ileride durumları daha iyi eder inşallah.

Yokuşu çıkıp İtfaiye caddesindeki Baran kebapçısına geliyoruz. Emre Urfa ben şiş söylüyorum.

Biraz bekledikten sonra siparişimiz geliyor. İştahla yemeğimizi yerken.

--Dede muhteşem bir kebap, inanılmaz.

--Ben her yerde et yemem, Burası özel

--Tanıyor musun ?

--Dolaylı evet, Arkadaşımın arkadaşları.

3 km. zoraki yayan bir yolculuk ve yemekten sonra, Bu gezintiye son vermek istiyorum, hem torunum ısrarcı hem de bu vesile mitinge giderim diyorum,  Torunun ve gelemeyen kardeşinin harçlıklarını verdikten sonra, Zeyrekten birlikte otobüse biniyoruz, Yolu tarif edip Aksarayda iniyorum ve Emre arkadaşları ile buluşmaya gidiyor. Bende Yenikapı MHP Referandum mitingini izlemeye.

Elbette ki Dede torun arasındaki bir saatlik bu macerayı bire bir anlatmam mümkün değil.

Bilhassa 12 Eylül 1980 sonrası Türk toplumunun nasıl yozlaştığını takip eden bir haberci olarak, Oğlumun Torunumun nasıl başka Dünyaların insanına dönüştüklerini tekrar düşünmeye başladım.

Yozlaşma, menfaatperestlik, Sorumluluk almama, Çevreye duyarsızlık, Edep ve saygı, Değer bilmemek, Milli manevi meseleleri düşünmemek gibi sayılmayacak kadar olumsuzluklar.

Bu kısa gezintide neler yaptığımı, Fatih belediyesi ve Fatih’ten rant devşirmek isteyen fırsatçılarla nasıl mücadele ettiğimi, Kendisinin de ilk defa görerek hayranlıkla ilgilendiği eski semtlerin yıkılıp otel yapılmak istendiği, mevcut mülk sahiplerinin ve İkamet eden insanların buradan çıkarılmak istediğini ne kadar anlatsam boş, Hiç ilgili değil.

Yolda yerli turist kafileleri görüyoruz, Bu tarihi semti geziyorlar.

-- Bak İstanbul’un ülkenin her yerinden buraları görmek, tanımak için binlerce kişi geliyor buralara, Ama Fatih belediyesi buraları Ayvansaray’da gösterdiğim Türk mahallesi gibi yıkarak otel yapmak istiyor. Bizde buraları korumaya çalışıyoruz.

--Dede bu evler çok pahalı değil mi?

--Şimdi o kadar değil, Buralar Ayvansaray gibi dönüştüğünde 20-30 misli değerli olacak, Fakat bu oluşacak değeri mevcut mülk sahiplerine vermek istemiyor, Hile ile buralardaki vatandaşları buralardan çıkarmak istiyorlar.

Dediğimde verecek bir fikri olmadığını görmek çok acı, Ama her şeyi biliyoruz, Nasihate ihtiyacımız yok!

15 Yıllık İktidarımızın “Dindar Nesil Yetiştireceğiz” iddiasının fos çıktığını, Buna mukabil “Kindar ve mesuliyetsiz bir nesil ile karşı karşıya olduğumuzu en yakın örneği üzerinden gördük.

66 yaştan sonra ne yapılır bilmiyorum, Bildiğim daha çok çalışmak, nesli kurtarmak için bir şeyler yapmak zorunda olduğumuza inanıyorum..

Selam ve saygılarla…